Söylenene değil görünene inanıyoruz

Hemen her konuda her şey söyleniyor.

Özellikle de duymak istediklerimiz konusunda.

Hele ki seçim zamanlarında.

Suç söyleyenlerde mi yoksa o beklentiyi yaratanlarda mı?

Siz bir şeyler duymak istiyor ve karşı tarafa bu yönde bir baskı uyguluyorsanız onların da size bunları söylemekten başka çareleri kalmıyor!

Böylesi bir durumda hatalı olan kim?

Söyleten mi yoksa söyleyen mi?

Örneğin mülakatın kaldırılacağı söylendi, arkası gelmedi.

Öğretmen atama takvimi hâlâ açıklanmadı.

“Yapay Zekâ” benzeri seçmeli dersler konuldu ama kimin vereceği belli değil…

Gidişatın sağlıklı olmadığını herkes biliyor, herkes görüyor, değişmesi gerektiğine herkes inanıyor ama yine de bile bile lades demeye devam ediyoruz.

Bu eğitimde böyle de depremde, ekonomide, siyasette, tarımda, turizmde, sağlıkta ya da diğer alanlarda farklı mı?

Konuşulanların çoğu havada kalıyor.

Bu Ankara’da böyle de diğer kentlerde farklı mı?

İşyerlerinde böyle de evlerde bambaşka bir tablo mu söz konusu?

Ne olur artık ya söylediklerimizi yerine getirelim ya da yapamayacaklarımızı hiç söylemeyelim…

“Böyle gelmiş böyle gider”, “Kervan yolda düzelir”, “Söz gümüşse sükût altındır” diyenlerden değil “içi, dışı bir” denilenlerden olalım ve kaynaklarımızı, zamanımızı, enerjimizi doğru yerde, doğru zamanda, doğru işler için kullanalım…

Hemen herkes bir şey söylüyor ama yapılması gerekenleri hep başkalarından bekliyor. Oysa en iyi motivasyon kaynağı istenenleri herkesten önce isteyenin yapmasıdır.

Ortak değerlerimiz

Eğitimin öncelikli görevi iyi insan, iyi yurttaş yetiştirmektir.

Eğer bunu yapamıyorsanız gerisi teferruattır.

Ortak değerlerimiz konusunda büyük bir erozyon yaşadık.

Bir yarımız, diğer yarımıza inanmaz hale geldi.

Bu yüzden ikinci önceliğimiz karşılıklı güven ortamını yeniden yaratmaktır.

Üçüncü önceliğimize gelince işte muhtemelen pek çoğumuzun birinci önceliği olacaktır.

O ne mi?

Huzur, refah, gelecek güvencesi ve sağlık!

Toprak, bayrak, ezan gibi olmazsa olmazlarımızı hiç saymıyorum çünkü onlar Anayasamızın ilk maddeleri gibi tartışılması aklımızın ucundan dahi geçmemesi gereken ortak değerlerimizdir ve öyle kalmalıdır.

Eğitime yeniden “çeki düzen” verilirken en önemli referansımız kurucu değerlerimiz olmalı ki, ikinci yüzyıla yani ‘Türkiye Yüzyılı’na çok daha güçlü bir başlangıç yapalım.

Roller değişecek

Yeni süreçte eğitimdeki binlerce yıllık gelenek ters yüz olacak.

Yapay zekâ ile birlikte iki ayaklı eğitim/öğretim sürecinde, öğretim okul dışına kayacak, fazlasıyla ihmal edilen eğitim ise okulların asli görevi haline gelecek.

Öğretmenler öğretenden çok yönlendiren olacak, öğrenme yöntemlerini, bilgiye ulaşma yollarını ve en önemlisi de bilgi hamallığını değil, bilgiyi kullanmayı öğretenler olacak.

Müfredat programları, kitaplar, ödevler

ve sınavlar da büyük değişime uğrayacak.

Şu anki sistem sadece anılarda kalacak.

Peki, buna ne kadar hazırız?

“Yeni müfredat programı” bu konuda bize önemli ipuçları veriyor mu?

MEB, YÖK ve ÖSYM bu konuda keşke gönül rahatlığıyla evet diyebileceğimiz bir ortam hazırlayabilmiş olsalardı…

Eminiz ki bizler gibi onlar da her şeyin farkında ve onlar da bunu istiyor.

O zaman el ele verip yeni yüzyıla hazır hale gelmeliyiz.

Hem de en kısa sürede.

Özetin özeti: Gördüğümüze olduğu kadar, söylenene de inanacağımız günleri gelin hep birlikte yaratalım…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx